English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

22 Mayıs 2011 Pazar

Pasifiklere Uzanan Bir Serüven -II-

Halk Ulaşım Araçları

Bandung sokakları ve caddeleri oldukça renkli diyebilirim. Trafiğin yoğun olmadığı ara sokaklarda panayırlar için sahneler kuruluyor. Endonezya insanları bize nazaran oldukça rahat. Statükocu bir toplum değiller. Kasıntı hiç değiller.


For English

 


Panayır Alanından Bir Görünüm

Genelde hepsinin teni esmer-melez arası bir renkte olduğundan bir anda ilgi odağı olmanız muhtemel :) Sokaktaki insanlar size gelip: “Fotoğraf çektirebilir miyiz?” derlerse hiç şaşırmayın :) (Bana gelip dediler ve fotoğraf da çekildik). 

Toko (Mağaza)

İlk durağımız yerel figürleri satan “Toko”  adında bir mağaza oluyor. Mağazanın sahibinin Sumatralı olduğunu öğreniyorum. Sumatra adası Endonezya’dan ayrılmayı isteyen bir yer. Daha tutucu bir yapısı var; fakat Toko’nun sahibesinin hiç de öyle bir yanı yoktu. Değişmiş, kendini devşirmiş olsa gerek ;) Toko’da biraz zaman geçirip hediyelik eşyalarımızı aldıktan sonra Bandung sokaklarını keşfe devam ediyoruz. Ara caddeler genelde bir arabanın geçeceği büyüklükte ve binalar iç içe. Endonezya’da, özellikle Bali’de ahşap oymacılık çok önemli bir turizm kaynağı. Nereye gitseniz ahşaptan bir objeyi önünüze sunuyorlar. Bir de tabloları ve Rama adında insanımsı figürleri meşhur. Ayrıca yerel çalgıları da oldukça otantik. 

Bragi Permai

Ekonomik olarak Türkiye’den çok daha ucuz olan Endonezya’da lüks kafeler de acaba ucuz mudur diye düşünerek “Bragi Permai” adında bir yere giriyoruz. Fiyatlar oldukça makul :) Sıcak çikolata istememize rağmen sütlü kahve geliyor :) Bandug halkının güler yüzü nereye gitsek bizi karşılıyor. Kahvelerimizi içerken yağmurun yağışını izliyoruz. Yağmurun bitişi ile bizimde oradan ayrılışımız bir oluyor. Garsonlar bizi Çinliler gibi uğurluyor (Saygıdan herhalde:)) Bandug’da yaklaşık dört saat süren gezimizi tamamladığımızda yorgunluk sarmış oluyor dört bir yanımızı :) 

Asya-Afrika Müzesi Konferans Salonu

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Uluslar arası Aile Konferansı’nın açılışı için sabah erkenden kalkıp hazırlanıyoruz. Açılış Bandung Konferansının yapıldığı Asya-Afrika Müzesinde gerçekleştiriliyor. Konferansa giderken yaşadığım ilginç bir olayı (bana öyle geldi) size anlatmak istiyorum:

 Otelim ile Müze arası yaklaşık iki yüz metre. Katılımcı kartımı boynuma takıp müzeye doğru arkadaşımla yürüyoruz. Yoğun bir trafik var ve karşıya geçmek için beklerken polis birden trafiği durduruyor ve bizim karşıya geçmemizi sağlıyor. Her tarafa yol boyunca konferansın kırlangıçları asılmış. Bir anda bir kişi (gazeteci de olabilir) fotoğraflarımızı çekmeye başlıyor. Biz yürüdükçe oda yürüyor ve herkesin gözleri bizde :) Arkadaşımla bu duruma çok şaşırıyoruz. Hatta arkadaşımın “kendimi star gibi hissediyorum” demesine “yüz metre kaldı tadını çıkar” demem unutulmaz an olarak hayatımdaki yerini alıyor. Demem o ki; Endonezya insanı Türk halkına değer veriyor (yoksa yıllardır önce İngilizler sonra Hollandalıların esareti altında yaşamış olmaları ve beyaz insanı efendi konumunda görmeleri mi bu hürmeti görmemizi sağlıyor acaba? Hiç sanmıyorum). Neyse ki konferanstaki yerimizi alıyoruz ve açılış gerçekleşiyor. 

Konferans Ailenin yapısı, sorunları ve bu sorunlara karşı geliştirilen çözüm yolları neler olabilir paradigmasıyla yapıldı. Ailenin yapısının korunması gerektiği, çocukların ve eşlerin rollerinin doğru tanımlandığı, bireysellikten çok bir arada yaşama prensibinin belirlendiği, model aile bireyleri olma yolunda hangi adımların atılması gerektiği, kadının ve erkeğin aile içindeki rolü, İslam dünyasında ailenin nasıl olması gerektiği, otoriter bir aile yerine sevgi merkezli bir ailenin olması gerektiği, neredeyse dünyanın her yerinden gelen katılımcıların bölgelerindeki aile yapısı hakkında katılımcıları bilgilendirdiği ve daha doğruya ve iyiye yönelik hangi çalışmaların yapılabileceğini belirttiği bir konferans gerçekleşti. İki gün süren bu konferansı, İslam toplumunda aile konusunda bir mim koyma aracı olarak değerlendirmek mümkün. Bir şeyler yapma kaygısında olan birçok profesyonelin, akademisyenin böyle bir konferansa katıldığını görmek beni gelecek açısından hem umutlandırdı hem de sevindirdi. 

West Java Eyalet Valisi Konağı
Vali'nin Verdirdiği Konser

Konferansın ilk gününün sonunda Batı Java Valisi bizlere konağında bir akşam yemeği tertipledi. Gerçi yemekler ile pek aramız olmadığından çok da bir şey yiyemedik :) Ama yemekten önce verilen küçük konser bizleri mutlu etmeye yetti. Daha önceden de belirttiğim gibi Endonezya halkı çok rahat. Vali’nin bir tane dahi koruması yoktu. Çok rahat bir şekilde geleneksel elbiseler içinde bizleri selamladı, yanımıza gelip aynı sandalyelerde bizlerle beraber oturdu. Bizlere karşı çok samimi ve çok içten bir havası vardı (Tuttum ben bu Valiyi :)) Akşam yemeğinin ardından otelimize gitmek üzere bize tahsis edilen otobüslerimize bindik ve otele doğru yol aldık. Yol boyunca parklarda ve binaların alt kısımlarında evsizlerin olduğunu gördüm. Fakir olan halk geceleri sokaklarda yatıyor, birçok evsizin olduğunu gece olunca anlıyorsunuz.

İstiklâl Camii

Konferansın ikinci günü konuşmalarının ardından hediyeleşme merasimi ve kapanış olduktan sonra sertifikalarımızı alıp eve dönüş yolu için Jakarta’ya harekete geçtik. Jakarta’da uzun bir şehir turu yaptık. Jakarta çok gelişmiş. Devasa yapıdaki gökdelenler ve anıtlara sahip. Fakir olan halk fasfakirken zengin olanlar ise zepzengin. Asya’nın en büyük camisi olan “İstiklal Camisi”de (100 bin kişilik) Jakarta’da. Şehir turunun ardından hediyelik eşya almak için bir alış-veriş merkezine gittik. Endonezya’ya ait yöresel ürünlerinde satıldığı bu yerde ahşap oymalar herkesin ilgi odağı oldu. Tüm kafile alış-verişini gerçekleştirdikten sonra Jakarta havalimanına ulaştık. Endonezya’ya girerken 25 dolar verdiğimiz yetmediği gibi çıkarken de 20 dolar ödedik. Bu ülkede vergiler hiçbir zaman fiyatlara dâhil değil. Ne alıyorsanız sonrasında %10 vergi ödüyorsunuz.

Güzel bir konferansa katılmanın, farklı bir kültür ile tanışmanın ve sevimli insanlar ile bir arada olmanın verdiği dayanılmaz hafifliği sizlere aktarmaya çalıştım. Umarım aktarabilmişimdir. Sürç-i lisan ettimse affola :)

Gittim gördüm yazdım…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...